Serkan GÜNER

Serkan GÜNER

Mail: [email protected]

Ekonomide Tsunami Etkisi!

Ekonomide Tsunami Etkisi!

Başlıktan da anlaşılabileceği üzere, pandemi ülkemiz ve dünya ekonomisinde tam bir tsunami etkisi yaratmıştır. Tsunami felaketleri yaşandıktan sonra sular çekilmeden zarar ve tahribat hesaplanamaz, molozlar kaldırılamaz, iyileşme için girişimde bulunulamaz. İşte pandemi de dünya ekonomisinde bu etkiyi fazlasıyla yaratmış durumdadır. Pandeminin ekonominin üzerindeki tahribat ve etkileri 2. çeyrek verileri açıklandıktan sonra daha net olarak algılanacak olup, eğer 2. dalga olmazsa 6–18 ay yani orta uzun vadede düzeltme ve iyileşme sağlanması, daralmanın önüne geçilmesi için alınan önlemler, açıklanan paketler uygulanmaya başlanacaktır ve 18 ayın sonunda ekonomilerde toparlanma başlayabilecektir.Eğer 2. dalga gelirse yine tsunami etkisini dikkate alırsak, sular çekilmeden 2. dalga vurur ve bırakın toparlanmayı henüz arama kurtarma çalışmaları tamamlanmadan her şey yeniden başlar. Yani kısaca toparlanma beklentileri net şekilde 18 ay ve sonrasına beklenmek ile beraber 2. dalga tüm dünya ekonomisindeki daralma ve çöküşü belirleyici olarak gündemi işgal etmeye devam edecektir. En önemlisi de yatırımcıların yakından takibinde olacaktır.

İlk paragrafta pandemi sürecini tsunami etkisi ile dünya ekonomisine etkisini ele aldık. Ülkemizin de içinde yer aldığı gelişmekte olan ülkeler kategorisinde bulunan ekonomiler için durumun vehameti çok çok daha kötü gözlenmektedir. Bu ülkeler için tsunaminin yanında eş zamanlı birde deprem felaketini ekleyebilirsiniz. Bu tarz ekonomilerde dünyanın güçlü ekonomileri düzelme göstermeye başladıktan, 6–18 ay sonra düzelmelerin izlenebildiği tarihte birçok kez test edilmiştir. Güçlü ekonomiler, sağlam temelli ekonomileri sayesinde kısa zamanda üstesinden gelinebileceği öngörüsü ile devalüasyonve hiper enflasyon riskini göze alarak para politikasında genişlemeye giderek para arzını arttırmaya basitçe para basarak parasal bolluk yaratmaya devam ediyor. Bu uygulanan stratejinin gelişmekte olan ülkeler ve ülkemiz için bu kadar basit olmamaktadır.

Ülkemizde şuan tek ekonomik uğraş, döviz kurlarını nasıl baskılarım üzerine kurgulanmış durumdadır. Şuan, swap anlaşmaları yapmak veya devam eden anlaşmaları pozitif yönde tadil edebilmek için ciddi çaba sarf etmek, dövizaltın işlemlerinde yeni vergiler getirmek, valör kısıtlamaları getirmek; yani kısacası kurları dizginlemek adına serbest piyasa ekonomisinden uzaklaşılarak, müdahaleci piyasaya adım atılıyor. Peki döviz kurlarının yükselmesi bizim için neden bu kadar önemli? Ülkemiz ekonomisi %85 tarım da dahil olmak üzere ithalat üzerine kuruludur. Hatta gerçekleşen ihracata konu ürünlerin üretilmesi için gerekli mamul ve yarı–mamulü de ithalat kalemi içindedir. Ülkemizin yapmış olduğu tüm borçlanma, iç ekonomik dinamikleri döviz cinsinden fiyatlanmaktadır. Dolayısı ile hem borçlanma TL bazında artışa neden olmakta, hem de ithal edilen ürünlerde ki bu ürünler, tüketim mallarının büyük çoğunluğunu oluşturmakta olup, ürün fiyatlarında zorunlu zam anlamına gelmektedir. Son dönemde gerçekleşmiş olan 8.000 kalem ithalat ürününe getirilen %30 zam da bu durumun uzantısı olmakla birlikte, çıkarılması planlanan yeni vergi çeşitleri, mevcut vergilerde artış gibi sonuçları hayatımızın içine fazlasıyla sokacaktır. Hayatımıza bu tarz zamlar gelirken TCMB yıl sonu enflasyon beklentisini 7,40 seviyesine indirmiştir. Reel piyasada oluşması beklenen enflasyon oranının beklentinin üzerinde seyredecek gibi gözükmektedir. Eğer şeffaf hareket edilir gerçek rakamlar açıklanır ise TCMB politik faiz indirme gücünü kaybedeceği için enflasyon beklentisini veya reel enflasyonu bu şekilde açıklamaktadır. Ekonomide genel kabul politika faizinin enflasyon oranına kadar indirilebileceği yönündedir. Gerçi şu anda ekonominin her alanında olduğu gibi TCMB son faiz indirimi ile yeniden çığır açmış gerçekleşen enflasyonun altında bir politik faiz oranı açıklamıştır. Bu oranlar reel ekonomiye yansımamakta olduğu için görüntüden öteye geçmemektedir. Dolayısı ile piyasaya etkisi de eskisi gibi gerçekleşmemektedir. Çünkü artık yatırımcı ve bankalar TCMB’ nin bağımsız hareket etmediğini, ne emir edilirse onu yapmakla yükümlü olduğu çok iyi bilinmektedir.

Bunun haricinde dolar ve altında ciddi vergi düzenlemesi, mevcut vergi düzenlemesinde artış, altında valör uygulamaları hayata geçirilmiştir. Bununla da yetinilmeyerek bono, tahvil gibi yatırım araçlarında kazanç üzerinden alınan vergilerde de artışa gidilmiştir. Günlük al-sat işlemi yapan yatırımcıların (trader) önünün kesilmesi amaçlanmış olup, yatırımcı davranışı olarak farklı bir etkisi beklenmemektedir. Bu arada %1 olan bu vergi tipi kanunen %2 ‘ye çıkarılabilmekte olup, yakında kanunda düzenlemesine gidilerek arttırılması da söz konusu olabilir. Burada bir diğer amaçta; dövize ve altına olan global çapta müthiş talep öngörülmüş olup, bu işlemlerin alım satımından da gelir sağlamayı amaçlamaktadır. Aslında temelde bu işlem altın döviz alımını engellemeye yönelik bir hamle olarak algılansa da farklı bir açıdan bakıldığında ciddi bir gelir kaynağına dönüşmekte, orta ve uzun vadeli yatırımcıya etkisi bulunmamaktadır. Bunun neresinde kötü gelir elde ediliyor, düşüncesi oluşabilir. Ancak gelir elde edilmesi pozitif olabilir fakat serbest piyasa anlayışından uzaklaşıldığı için zaten az gelen yabancı yatırımcı, orta ve uzun vadede ülkemizde yatırım yapmayı tercih etmeyecek, Türk Lirasıkonvertbl para olma yetisini günden güne kaybedecektir. Kısa vadeli bu önlemler sonrasında bu bağlamda kara borsa döviz alım satımların önüne geçmek adına ekipler kurulmak zorunda dahi kalınabilir. Hatta kısa zamanda kuyumcuların alım satım makas işlemlerinde uygulayacakları kurlarla alakalı da bir yönetmelik çıkarılmaz ise kara borsa dövizve altının hayatımıza girmesi çok daha kısa sürede olabilir.

Pandemi dünyada karanlık günler yaşanmasına neden olmuş olabilir ancak ekonomik olarak bakıldığında bizleri maalesef çok daha karanlık günler beklemektedir. Global çapta yatırım alışkanlıkları tamamen güvenli liman olarak algılanan araçlara yönelmiş, yönelmeye devam etmektedir. Bu enstrümanlar bilindiği üzere altın ve dolardır. Bu yatırım araçları bu dönemlerde risk algısı ve belirsizlikten beslenmektedir.

Ülkemiz ve gelişmekte olan ülkeler için ise; dünya ekonomisindeki gelişmeleri ve ekonomilere etkisini izleyerek girişimlerde bulunmak ve oluşacak sonuçları beklemekten başka bir çare kalmamış gibi gözüküyor. Ülkemizin bu bekleme sürecinde aldığı ekonomik kararlar ve yaptığı kısa vadeli hamleler, makus talihine boyun eğer cinsten nitelikte olup, umarım düşünüldüğü ve görüldüğü gibi değildir ve stratejik olarak ekonomik toparlanma üzerine çalışılıyordur. Eğer bu strateji swap anlaşmaları ise vay halimize çünkü swap hatır çekinden farksız bir işlemdir, kısa vade rahatlatır ancak uzun vade bumerang misali etki yaratır.

Sonuç olarak bu tablo bizlere ekonomik anlamda tüm dünya ve ülkemizi zor günlerin beklediğini açıkça göstermek ile birlikte, hayatımıza yeni girmesi muhtemel vergilere, zamlara hazırlıklı olmamızda fayda olduğunu belirtmek isterim.

Yorum Yazın